Cimri Ali

İstanbul’un en güzide semtlerinde evleri olmasına rağmen; dar sokaklarda yaşamayı, çöplerin yanında sızmayı, köprülerin altını, sıkıcı ve karanlık sokakları, nemden dolayı duvarları yosun bağlamış yerleri evi kabul etmişti Ali.

Cimriliği zamanla bu hale getirmişti onu. Gençlik yıllarında her şey normaldi. Ailesinden aldığı harçlıkları gerektiği gibi kullanıyor; savurganlığa kaçmıyordu; kısacası tutumlu bir insandı; zaten normali de buydu… Yaşı biraz daha ilerlediğinde Ali’nin bu davranışı değişmiş, pintileşmeye başlamıştı. Hatta bu davranışını o kadar ileri götürmüştü ki; ailesinden ona kalan tek yadigâr olan eski, cumbalı, bağdadi binayı normal değerinin çok üstünde kiraya vermiş, kendisinin barınacak yeri olmadığını bildiği halde sokakları mesken tutmaya ve parasını biriktirmeye başlamıştı.

Zaman geçtikçe Ali’nin parası çoğalmış bir tane daha ev alabilecek miktara erişmişti. Ancak Ali ikinci bir ev alıp almama konusunda tereddütteydi; çünkü ev satın alsa parası azalacak almasa yavaş yavaş artacaktı. Birkaç sene sonra bu ikilemden kurtulup yeni bir ev almaya karar verdi. Evi satın alırken verdiği para her ne kadar az bir miktar olsa da, cimrilik duyguları kabaran Ali’nin bu miktar para vermesi bile yüreğinin sızlamasına engel olamadı ama parasının daha hızlı artması için buna mecburdu. Nihayetinde evi satına aldı ve hemen kiraya verdi. Bu evini de diğer evi gibi değerinin çok üstünde kiraya vermişti.

Zaman hızla akıp giderken Ali’nin de yaşı yerinde sayacak değildi elbette… Onunda ellerinde, yüzünde çatlaklar oluşmuş, saçları beyazlamıştı. Üstelik pintileşme konusunda hepten hassas olmuştu. Bu yaştan sonra felsefesi ; ‘’Para, Para, Para.’’ olmuştu Elbiseleri yırtılmış ayakkabısının burnu açılmıştı ama o hiç dert etmiyordu bu konuları.

Yırtık ayakkabısını atmaya,kıyafetini değiştirmeye bir kere bile kıyamaz olmuştu çünkü yeni bir ayakkabı yada kıyafet alsa para kaybı olacaktı..

Tek çocuk olduğu için annesi babası öldükten sonra hayatta kimsesi kalmamıştı Ali’nin… Gerek bu yüzden gerekse cimriliği yüzünden bunalıma girmişti bir süre sonra. Çöplerin yanına oturuyor akşama kadar kendi kendine konuşuyordu.
Gündüzleri insanların çok olduğu yerlere gidip dileniyor; günlük hâsılatının çok az bir kısmını karnını doyurmak için ayırıyor geriye kalanını ise biriktiriyordu.

Senelerce böyle yaşadı Ali… Sokaklarda sefil olmasına rağmen bundan hiç şikâyetçi olmamıştı. Kendine hiç bakmamış kısacası ‘’Varlık içinde yokluk’’yaşamıştı.

Günlerden bir sabah öksürükle uyandı yeni güne. Ama bu öksürük normal bir öksürük değildi. Kesilmek bilmeyen normal bir öksürüktü bu… Öksürük bir süre sonra kana çevirmişti. Ali öksürdükçe parça parça kan geliyordu boğazından… Hasta olduğunu biliyordu artık…

Çok parası olmasına rağmen cimriliğine yenik düştü ve doktora gitmedi. Sabaha kadar zor dayandı. Günün ilk ışıklarıyla Ali’nin durumu ağırlaşmıştı. Artık öksürük boğmaca halini almış hareket etmekte güçlük çeker duruma gelmişti. Öleceğini hissediyordu… Zar zor hareket ederek çöp varillerinden çıkarılmış; içi pislik, üstü sinek dolu bir torba yerleştirdi başının altına ve akşama doğru öldü.

Son nefesini verirken senelerce biriktirdiği aklına… Sonra koca bir ‘’Ah! ‘’ çekmişti.

Yazan: Meriç SUNUCU
E-posta: staff_colonel@hotmail.com

 
Sayac :1285 // Son Güncellenme : 2020-02-21

Toplam Online Ziyaretçi : 12