Tablodaki Hüzün

Onu, kıyıda köşede kalmış, kimselerin uğramadığı, arka sokakların birindeki tablo satan bir dükkanda bulmuştum. Diğer şaşaalı tabloların arasında, öylece sessiz ve ağlamaklı duruyordu onu fark ettiğimde.

Uzunca bir süre durdum önünde ve seyrettim onu. Hüzün dolu gözlerine, acıyla kıvrılmış dudaklarına baktım; yüzündeki çizgilere, anlamını yitirmiş bakışlarına… Boynunu bükmüştü sağ yanına. Bir noktaya doğru dalıp gitmişti. Ağladı, ağlayacaktı sanki.

Halbuki onun işi insanları güldürmek, eğlendirmekti. Bin bir çeşit hareketle, insanların renksiz dünyalarına bir renk katmak, dudaklarında gülücükler açtırmaktı amacı; azıcık da olsa en sert ifadeyi bile yumuşatmak, hüzün bulutlarını dağıtmaktı.

Oysaki o, amacını aşmış, sanki kendi dağılmıştı bir sebeple. Dipsiz bir kuyuya düşmüş, karanlıkta kalmıştı. Bir çiçek gibi solmuştu dalında. Bir kuş gibi kanadı kırılmış, uçamaz olmuştu havada.

Onu o kadar benzetmiştim ki kendime, o kadar büyük bir parça bulmuştum ki kendimden onda, boynuna sarılıp ağlamak, saçlarını şefkatle okşamak istemiştim. Dertlerini paylaşırsam, ona sıcaklığımı hissettirirsem, belki acılarını bir parça hafifletirim diye düşünmüştüm.

Belli ki yalnızdı. Belli ki tarumardı. Belli ki içinde kanayan, yanan, büyüyen bir şeyler vardı. Belli ki tarif edilemez acıların içindeydi.

Bir şeylerden yorgun düşmüştü belki. Sevdiğinden ayrılmış, sevdiklerine hasret kalmıştı belki de. Belki de hayatın kirli sayfalarında yolunu kaybetmişti. Bilinmez…

Belki az sonra işinin başına dönecek, içi kan ağlarken insanları güldürmeye çalışacaktı. Alkışlanacaktı. İnsanlar ona hayran hayran bakacaklardı. Bilemeyeceklerdi ama, onun ne kadar yaralı, ne kadar yalnız olduğunu bilemeyeceklerdi. Belki de imreneceklerdi ona, onun gibi olmak isteyeceklerdi. Bilmeyeceklerdi…

Baktım. Uzun uzun baktım ona. Onda kendimi gördüm. Onda, içimde volkanlar patlarken, yangınlar çıkarken hiçbir şey yokmuş gibi insanların arasına süzülüşümü, kalabalıkların içinde azalışımı gördüm. Onda çaresizliğimi, tükenişimi kimi zaman, kimi zaman da en parıltılı anlarda bile içimden eksilmeyen karanlığımı gördüm.

Benim olmalı bu tablo, dedim kendi kendime, benim duvarımı süslemeli bu tablo.
O kadar dalmıştım ki, dükkan sahibinin sesiyle kendime gelmiştim:
“Buyrun! Nasıl yardımcı olabilirim?”
“Tablo almak istiyorum da ben.”
“Hoşunuza giden bir tablo var mı efendim?”
“Evet, en öndeki, gelincik tablosunun yanındakini istiyorum.” demiştim. “Şu palyaçonun olduğu tabloyu.”


26 KASIM 2006
ANKARA

Yazan: EMEL BAHADIR
E-posta: emelbahadr@yahoo.com

 
Sayac :1302 // Son Güncellenme : 2020-02-21

Toplam Online Ziyaretçi : 11