Üçü Bir Lira

Alınganlığı vücudu kadar ağırlaşmıştı.Gelinin sözleri, huzursuz nefesini daraltacak kadar yıkıcı gelmişti ona.
ihtiyar olmanın, çaresiz olmak anlamına geldiğini düşünenlerden değildi.

Doğrulmuş, yirmilik bir delikanlı edasıyla ceketini alıp çıkmıştı.Sokaklar ilk defa bu kadar hüzünlü gelmişti ona.
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışacaktı artık onca durgunluktan sonra.Ne yapacağına karar vermesi, ıssız sokaklardan
ana caddeye çıkana kadar sürdü.Bulmuştu da yapacağını...

Keyfiyet kokan satışlar daha cazip gelmişti ihtiyara.Dilinden düşen tek cümle tekrar tekrar binalara çarpıyordu:
"Üçü Bir lira...Üçü Bir lira"
Üçü bir arada nescafe satıyordu tek içimlik.Bu satıştan kazanacağı 25 kuruştu bilindiği üzere.
Şehir artık koca bir pazar olmuştur, ihtiyarın avuçlarından başlayıp ta ki insansız boş arazilere kadar uzanan.

Doğunun o nabzı çatlatan soğuk kış dönemleriydi.Üniversite yolunda öğrencilere satmanın daha mantıklı olduğunu düşündü.
üçü bir lira...
Üçü bir lira...

Ve döner bir genç, dersten arta kalan dikkatini verir ihtiyara.Daha önce görmediği bir simaydı bu.Hergün aynı yol üzerinden gittiği için, ayaklarının değdiği yerleri bile ezberlemişti neredeyse.
Islanmış dermansız bir serçeye benziyordu.Konuşulacak çokşey vardı ama ihtiyarın alınganlığı gözlerinden belli oluyordu.
Fiyat sormaya da gerek yoktu zaten.Yaşanan iki dakika içerisinde fiyatı o kadar tekrarlamıştı ki; iş, "al-ver"e kalmıştı artık.
Genç beş liraya üç nescafe almak istiyordu.Bu işlemi ezici olmasın diye kısa bir sürede yapıp ayrıldı oradan.
Günün yorgunluğundan düşü vermişti genç.Uykusuzdu da.

Ertesi gün.Sürüden ayrı bir kırlangıç gibi hızla yürüyordu.Derse geç kalmıştı.Gözüne takılan bir ilan ayaklarını bağlayıverdi bir anda.

KAYIP ARANIYOR...

Bir resim ve altında bir numara.

Resmi tanımıştı..Dün nescafe aldığı ihtiyardı bu.Arayıp gördüm demek istiyordu ama gördüğü yerden günde istemediği kadar çok insan geçiyordu.
Yararsız olacağını düşünürek, eskisinden daha hızlı bir şekilde dersin yolunu tuttu.

İki gün sonra.

Genç, vakit bulmuştu artık.İhtiyardan bir haber almalıydı.İlanı gördüğü dükkana gidip sormaya karar verdi.

"İlandaki amca" demesi yeterli oldu ki gencin eline bir gazete sıkıştırıldı.

ARANAN İHTİYAR, İTFAİYE BİNASI ARKASINDA DONMUŞ BİR ŞEKİLDE BULUNDU.


Dünya gencin içinde atıyordu sanki.Dükkan sahibi, konuşmaya başladı..

"Geliniyle tartışıp evden çıkmış, ihtiyar hali ile yaşamaya çalışmış bir süre.Ama ölüm erken tutmuş yakasını"

Genç, Dükkan sahibinden ilanı alıp çıktı.Gözlerinden tarifsiz bakışlar düşüyordu ilanın üzerine.Birşeyler söylemek istiyordu
bu ölüme sebep olan kadına.

Fazla zaman almadı,ihtiyarın evini bulmuştu.Bir an önce kadını bulmak için daldı kalabalığın arasına.Başardı da

Paltosunun cebinden nescafeleri çıkarıp kadına verdi. Etkili söz aramaya gerek yoktu,Yaşanılan ne varsa anlattı ve sonra:
- Ben içemedim,buyur sen iç!! dedi ve çıktı.

Genç hayata aldırmayı istemiyordu belli ki.Suskunluğunu diline dolayıp eve gitti.

Ve bir gün daha geçti.Duyulmuştu artık yaşanılan ne varsa.İlanlı dükkanın önünden geçerken sesler takıldı
bu kez gencin kulaklarına. Herkes duyduğunu büyük bir ustalıkla anlatıyordu :

-İhtiyarın ölümüne sebep oldu diye öldürmüş kendini..

Meğer Nescafeleri iade ettiği kadın azabından, kendini evin tavanından geçen kalorifer borularına asmış..

Zaman ne de hızla akıp, seline iki can katmıştı.

Gencin suskunluğu artık eskisinden fazlaydı.Bu susuşlar, çok geçmeden genci içine götürüvermişti.

Kayba giden yolun yolcusu olmak çok kolay oldu zamanın sayesinde.Genç kaybetmişti.

Hayatın bir köşesine sıkışmış deli dolu bir binada nescafe yudumlaya başlamıştı artık.....

Yazan: Ersin Dursun
E-posta: yoksun_10@hotmail.com

 
Sayac :1290 // Son Güncellenme : 2020-02-21

Toplam Online Ziyaretçi : 6