İşte Benim Anşadığım Türk Genci

Mustafa Kemal Atatürk hâlâ yaşıyor olsaydı Avrupa Birliğine katılım sürecinde ve ulusal gelişimimizde genç kesime düşen görevi, yirmi birinci yüzyılın Türk genciyle konuşurken nasıl değerlendirirdi?

Mustafa Kemal Atatürk ve yirmi birinci yüzyıl Türk gencinin karşılıklı hayali konuşması...

Mustafa Kemal Atatürk, karşısında gözlerini kendisine dikmiş, hazır olda durur gibi oturan Türk gencine bir şeyler anlatıyordur. Heyecanlı bir görüntüsü yoktur; ama konuşurken bazen kaşları çatılır ve gözlerinin etrafındaki çizgiler belirginleşir. Onu görenler heyecanlı olmayaşının sebebini ağır bir insan oluşuna bağlayabilirler ama asıl sebep Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurduğundan bu yana çok yorulmuş, çok yıpranmış olmasıdır. Sessiz, çakı gibi duran Türk gencinin ise her halinden bellidir heyecanlı olduğu. Böyle durumlarda heyecanını dizginleyemez, içindeki ateş yakar onu. Terler sırılsıklam olur, hasta olur yine de burnunun dikine gider. Hep çevresi için yaşar, çevresine kabul görmeyi bekler, önemli biriymiş gibi davranmak ister. Bunun içinde özüne uymayan rollerde gösterir kendini. Bu rollerin üstesinden gelemediği gibi kendi asıl rolünü de nası oynaması gerektiğini unutur. İçindeki ateş yakar onu.

Atatürk Türk gencine şöyle der:
-“Türk genci inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve inkılâpları benimsemiştir.” Atatürk ilkelerini de benimseyip yüzünü geleceğe dönmüş ve “ben ülkem için daha iyi neler yapabilirim?” diye düşünüyor olmalıdır. Peki Türk genci, bana Atatürk ilkelerini sayabilir misin?

Türk genci göğsünü gere gere Atatürk ilkelerini saymaya başlar:
- Türk genci, size Atatürk ilkelerini rahatlıkla sayabilir; çünkü bu ilkeler artık onun ikinci adı olmuştur. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik ve inkılâplardan oluşur Atatürk ilkeleri.
-Önemli olan bunları ezbere söylemen değil işlevlerini benimseyip o doğrultuda yürümen yani geleceğe dönük yenilikler yapmandır. “Rejimi ve inkılâpları zayıf düşürecek en küçük ve en büyük bir kıpırtı, bir haraket duydun mu “bu memleketin polisi varıdır, jandarması vardır, ordusu vardır” demeyeceksin. Hemen müdahele edeceksin ve kendi eserini kendin koruyacaksın. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye seni yakalayacak, mahkeme seni mahkum edecektir.” O zaman ümidi kesmek yerine bir Türk genci olarak Atatürk ilkelerinin işlevlerini yerine getireceksin. Tahliyen için kayrılmayı talep etmeyeceksin; çünkü müdahele ve hareketimde haklıyım diyerek inkılâpçılık ilkesini benimseyeceksin. Bana anlatabilir misin inkılâpçılık ilkesinin ne olduğunu?

Türk genci biraz bocaladıktan sonra bu soruya karşılık şöyle cevap verir:
- Modern eğitim kurumlarımızda yani okullarımızda bunların üzerinde pek durmuyorlar. Daha çok Çinli prenseslerin Hun devletinin yıkılışındaki etkilerinden ya da Osmanlı Devleti’ nin ihtişamından bahsediyorlar. Yıllarca bunları görüyoruz; ama inkılâp tarihine ayrılan süre iki yılı geçmiyor.

Mustafa Kemal Atatürk, yüzünde bilgiç bir gülümsemeyle devam eder konuşmasına:
-Doğrudur; kimse tam olarak bilemiyor bu ilkelerin işlevlerinin isimleri kadar neden önemli olduğunu. İnkılâp; köklü değişikliklerdir. Eskiyen kurumların yerini yeni kurumların almasıdır; buyüzden kendi kendine demelisinki “buraya(nezarethane) haksız girmiş isem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amîlleri düzeltmek de benim vazifemdir”. Bu doğrultuda inkılâpçılık ilkesi devreye girer ve gerekli yerlerde köklü değişiklikler yapar. Maalesef bir yer hariç, o da insan aklı... Oraya girip düzeltmeler yapmak ilkelerin harcı değildir. O, ulusal bilinci oturmuş insanların kendi özgür iradelerini kullanabilme yetisidir. Bir insan bunu ancak var oluşundaki temel sebepleri esas alarak başarabilir. Başka bir deyişle kendi varlığını inkar etmeden yapabilir.
Türk gencinin yüz ifadesi hâlâ değişmemiştir. Mimikleri sadece konuşurken fark edilir. Onun dışında bir heykel kadar hareketsizdir.

Mustafa Kemal Atatürk devam eder sözlerine:

-Avrupa birliğine katılım sürecini nasıl değerlendiriyorsun Türk genci?
-İçinde düzensizliğin olduğu herşey ortadan kalkacaktır. Mesela trafik sorunu çözülecektir ya da bürokrasi daha hızlı işleyecek, ülke yönetimi en güzel şekliyle gerçekleşecektir.
-Bunun için AB’ye girmen şart değildir. Trafik sorunu olmasın diye tren yolunu etkin hale getirdim; ama bir Türk genci olarak geleceğe dönük yüzünde hiçbir aydınlanma olmamış olmalıki hâlâ benim zamanımda kullanılan trenler iş görüyüor. Teknoloji bu kadar gelişirken bir Türk genci olarak neredeydin? Tren yollarını, metronu –tabi varsa metron— ıslah edebilir günümüz koşullarına getirebilirdin; ama “Türk gençliği” bu yeniliklerden ya haberdar olmadı ya da hazırcılığa alışıp hiçbir şey yapmadı. Sence hangisi?
Mustafa Kemal Atatürk bu soruyu sorarken gözlerini Türk gencinden ayırmadı. Türk genciyse sorunun cevabının kendisini utandıracağını bildiği için rahatsız oluyordu Mustafa Kemal’ in bakışları karşısında.“Sanırım hazırcılığa alıştık” dedi Türk genci.
-O halde AB’ ye nasıl girmeyi planlıyorsun? Sence hazırcılığa alışmış bir milleti aralarına almak ister mi Avrupa Birliği? Alırsa ne olacağını biliyor. Çalışmayan, üretmeyen bir kesimi doyurmak zorunda kalacak.

Türk genci utana sıkıla:

-Evet, haklısınız Büyük Önder Atatürk, dedi.

-Nasıl bir büyük önder olmaktır bu? Herşeyi önüne hazır isteyen bir toplum için mi “büyük önder” sıfatını aldım? Size böyle yapın dediğim için mi seviliyorum? Her on kasımlarda bu yüzden mi ağlıyorsunuz benim için ya da on dokuz mayıslarda “yan gelip yatın sizin yerinize birileri yapar” dediğimi düşünerek mi saygı duruşunda bulunuyorsunuz? Eğer durum böyleyse beni lütfen sevmeyin, ağlamayın, hele hele bu yüzden saygı duruşunda hiç bulunmayın. Yoksa utanırım kendimden. Size en güzel yönetim şeklini sundum. Hani tarih kitaplarınızda geçer “Türk milleti özgürlüğüne düşkün bir millettir” diye. İşte bu yüzden cumhuriyeti getirdim. Halklar kendi kendini yönetsin, özgür ruhlarından bir şeyler kaybetmesin dedim; ama hâlâ benim özümü anlayamadınız. Tabi Milli Eğitim Bakanlığından onay alarak basılan okul kitaplarında bu ülke için yaptıklarımdan bahsetmek yerine “Atatürk’ün çiçek sevigisinden, böcek sevigisinden” bahsetmeleri yüzünden sizin gibi niceleri daha anlayamayacaktır beni. Atatürk ilkelerini geçtim, ben artık içi boşaltılmış bir Atatürk’üm. Üstelik bunca emeğime karşılık. Benim ilkelerimi abartan bir gençlik var karşımda, kenarlarını eğip büken, kendine uyduran, amacından sapıtıran bir gençlik. Milliyetçilik dedin mi Türk milletinin bütün milletlerden üstün olduğu anlayışını geliştiren, halkçılık dedin mi cebindeki paraya güvenip adaleti, polisi vs. satın almak isteyen bir gençlik... Hayali ihracat yapacak kadar kurnaz; vergiden kaçırmak için gelirini olabildiğine düşük gösteren bir gençlik... Hangi öğütte bulunabilirimki Türk gençliğine? Çıkmaz bir labirentte gibisin.
Türk genci, nefesini tutmuş Mustafa Kemal Atatürk’ ü dinlemektedir. Atatürk umutsuz gözlerle Türk gencine bakar; ama karşısındaki gencin kanı kanıyordur. Hâlâ bir şeyler için umudu olan bir gençlik bulur karşısında. Bunun üzerine Türk gencini yüreklendirmek adına sözlerine şu şekilde devam eder:

-Çok çalışmalısın Türk genci. Avrupa Birliğine muhtaç olmamalısın. Zor durumda da olsan düşüneceğin en son çare olarak aklına, seni hazırcılığa itecek çözüm yolları getirmemelisin. Bağımsızlığına madem bu kadar düşkünsün, ekonomini, topraklarını, siyasetini başkalarının tekelinden kurtarmalısın. Okumalı okutmalısın, benim özümü kavramalı, ona bir şeyler katarak ilerlemelisin. Devletin halk adına yaptığı sanayi işletmelerini, bankalarını vb. özelleştirmemelisin. Anayasada geçtiği gibi gerçek bir sosyal, hukuk devleti olmalısın. Davalar yıllar sürmemeli, hastalar hasta halleriyle kuyruklarda ölmeyi beklememelidir. Yani bu halkın ömrü adliyelerde, maaş kuyruklarında, ilaç kuyruklarında geçmemelidir. Ekonomini düzeltmeli,camiiden çok okul yapmalısın. Eğitimde reform şarttır. Bunca yıl okuyup iki kelimeyi bir araya getiremeyen bir millet olmamalısın. İnsanlara felsefeyi, bilimi, sanatı sevdirmeli, bunlarla ilgilenenleri desteklemelisin; çünkü düşüncesiz bir millet olma özelliğini ancak düşünceyi geliştiren bu alanlarla sağlayabilirsin. Ayrıca yere tükürmemeyi, birbirine küfür etmemeyi, sorunları kaba kuvvetle halletmemeyi de öğretmelisin insanlara. Yani asayişi sağlamayı bilmelisin. Gördüğün gibi işin zor Türk genci. Üstelik bunlar yapman gerekenlerin kısa bir özeti sadece. Bunları başarabilirsen Avrupa Birliği kapısında yalan dolan vaatlerle oyalanmazsın, gerçekten davet edilirsin AB’ye. Fakat sen Türk genci olarak kendi ülkende bunları başardıktan sonra zaten yüksek medeniyetler seviyesine ualaşacağın için zenginler kulübüne de herhangi bir ihtiyaç duymayacaksın.
Türk gencinin kaşları çatılmıştır. Ciddi yüz ifadesinden, üstüne düşen bunca görevin zorluğu okunabiliyordur. Zor belki; ama imkansız değildir Türk genci için. Umutludur Mustafa Kemal Atatürk ile konuşan Türk genci. İlk işi genç kesim tarafından yapılması gerekenleri diğerlerine anlatmak, herkesi bu konuda bilgilendirmek, yüreklendirmek ve yapılacakları eyleme geçirmek olacaktır.
Türk genci kısa bir sessizlikten sora büyük bir coşkuyla, “Ülkem için üstüme düşenleri ne pahasına olursa olsun yerine getireceğim” der.

Mustafa Kemal Türk gencinin bu coşkulu yüreğine karşılık:
-“İşte benim anladığım Türk genci” der, masadan kalkar ve ağır adımlarla oradan uzaklaşır. Türk genci artık tek başınadır.


Kaynaklar: Atatürk'ün Bursa Nutku

Yazan: Öykü Yelkencioğlu
E-posta: aphrodisas@hotmail.com

 
Sayac :3391 // Son Güncellenme : 2020-02-21

Toplam Online Ziyaretçi : 11