Kabusname

Bu yazıyı okuma!

Kalakalışını yanına almış olmanın, üzerine yıktığı yüksek gözyaşı mahkemesinin tam ortasında bağırıp çağırıp, hıçkıra hıçkıra, ağlayağlaya oradan oraya savrulan parmaklıkları bir bir tutup da yanyana dizip de, tekrar tekrar yönelecek ve büyük umutla açacak olduğun ben kafesinin içinde büyüttüğün kaygı ağaçlarının altında yazdığın bu yazıyı okuma !

Bu yazıyı okuma, yoksa yok olacak “bu yazıyı okuma!” diyen onlar. Bu yazı onları yok edemeyenlerin, kaybedenlerin öyküsüdür. Benini atamayanların kısırdöngüsüdür. Gözlerini gökten yere çevirdiysen hemen yakalamışlardır gözlerini. Anlamışlardır kaybettiğini. Sonra da yapıştırmışlardır her yanına icat ettikleri benlerini. Bağırmaktalar kulaklarına hala; “bu yazıyı okuma” diye. Sen hayatının birinci paragrafını geçmiş olsan da bu yazıyı okuma!

Tuba ağacının altında elinde yasaksız meyve ile sonsuza uzanan geçmişin bu senin. Bu yazı arınmışlığının harflerle inşası. Okumamalısın bu yazıyı. Eğer hala okuyorsan görmezden gelmelisin ardından bağıranları. Çekip tutanları, bağıracak ve çekip tutacak olanları. Artık senin için “zaman” yoktur. Eğer bir an için düşecek olursan bu gaflete, gafletin kendisi olursun. Okusan da artık bu yazıyı yine de anlatmamalısın kimseye. Kuşkulanırlar senden, koparırlar kanatlarını. Bırakmak istemiyorsan onların dünyalarını, dinlemelisin onların “bu yazıyı okuma!” diyerek bağırdıklarını. Evreninde okuyacak hiçbir harf olmasa bile okuma bu yazıyı !

Buraya kadar geldiysen –ne güzel- artık çöle çıkıyorsun yavaş yavaş, kendi çölüne. Dikkat! aklına geliyor, hınca hınç dolduruyorlar renkli, cicili dünyalarını, reklamlarını, kazançlarını yine içine. Göğe ! Göğe kaçır yerden gözlerini ! Ya da okuma bu yazıyı, katıl renkli dünyalarına.

Kimseye anlatmamalısın olanları, lakin vermemelisin de kendini icat ettikleri yeni benlere. Çünkü bir parça da olsa okudun bu yazıyı. Artık onlardan değilsin, olamazsın. Mamafih içindesin onların, o yüzden gizlemelisin çöle gittiğini. Yoksa ...

Başka başka elbiseler, renkler, maskeler giyinip de dolaştığın zamanları unutmalı ve atmalısın aklını lekeleyen isimlendirme paçavralarını, sıfat ve kurgularını, sahte hatıraları. Okumamalısın buradan sonrasını. Çünkü okudukça sen, peşin sıra koşacak dünya yapışkanları ve aldanışları. Umuyorum ki dinlemiyorsun bir önceki cümleyi ve okuyorsun bu yazıyı.

Siliniyor artık bak, fayda asalakları ve kaygan bulaşıcı diyalogları. Çöldesin artık, kucak açtın bir kere o kum tipileri, gecelere kendi kendine. Artık kimsenin icadı olmayan bir yerdesin. Sendesin, içeridesin. Bu çöl bu orman, bu gece bu gündüz, bu sessizlik bu ses, BU yalnızlık bu sen nihayet bu yazının ta kendisisin artık. O yüzden gökyüzüne bakarak yürümelisin bu başkalıkta. Çünkü biliyorsun cesaret edemezler göğe çıkmaya.

Atmış olduğun benlerinin ve paçavralarınız yok olmaya yüz tutmuş izleri pişmanlığı hatırlatabilir sana ve hatta pişman edebilir seni onları düşündüğünde bu yazıyı okuduğuna. Pişman edebilir seni onların yankılanan sesleri “bu yazıyı okuma !”

Korkma !

Oku bu yazıyı ! Oku bu yazıyı ! Oku !Ama bel bağlarsan onlara ve karmaşalarına o vakit

Kalakalacaksın. Kalakalacaksın. Kalakaldığında oku bu yazıyı. Bir daha dönmemek için başa

kısırdöngünün içinde, kaybedenlerin izinde...


ekim 03 s.

Yazan: Ser Merdiven
E-posta: sonpervane@mynet.com

 
Sayac :1813 // Son Güncellenme : 2020-02-21

Toplam Online Ziyaretçi : 14