Yol Üstü Düşünceler

...Gözlerini açtı, önce titireyen ellerini gördü. Sonra rüzgarın uğultusunu duydu. Çimler rüzgarla eğiliyordu. Doğrulup etrafına bakındığın da burasının bir uçurum kenarı olduğunu farketti.Aşağıya baktı. Köpük köpük kayalıkları döven denizi ve ufukta çığlık çığlığa uçuşan martıları gördü. Fakat rüzgarın uğultusundan denizin ve martıların sesi boğuk boğuk geliyordu .Güneş, siyah bulutların arasındaydı. Sabahın ilk saatleriydi belli... Bunları biliyor, duyuyor, görüyor fakat burda ne işi olduğunu? Nasıl geldiğini, kim olduğunu bilmiyordu. Bir müddet öylece donuk bakışlarla olduğu yerde kaldı. bir şeyler hatırlamak istiyordu. Biraz ötede kıvrılarak uzanan patikayı gördü. Ve o yöne doğru ilerlemeye başladı. Yürürken aniden zihninde gülen bir çocuk sulüeti belirdi. Çocuk, yeşil üzerinde siyah noktaları olan plastik bir topu elleriyle sektiriyordu. Birden titreyen ve imrenen, gururlu gözlerle çocuğu izleyen adamı farketti. İrkildi!... Bu kendisiydi, adam da babası... Ortalık tamamen aydınlanmamış, rüzgar şiddetinden hiç bir şey kaybetmemişti. Fakat yüreğini ansızın bir sıcaklık kapladı, içi ışıl ışıl oldu. Bu hayalle yürümeye devam etti. Büzüşmüş ve çatlamış dudakları gerildi. Kaşları hafiften yukarı kalktı. Yüzünü belli belirsiz bir tebessüm kapladı. Yolun üzerindeki bir su birikintisi dikkatini çekti. Sudaki aksini görünce irkilerek hızla arkaya döndü. Kimsenin olmadığını anlayınca, tekrar ürkek bakışlarla sudaki yansımasına baktı.Allah'ım! Bu saçı sakalı birbirine karışmış, anlı kırış kırış, gözleri kan çanağı bu adam, az önce gülen gözlerle bakan o çocuk olamazdı. Ne olmuştu? Nasıl olmuştu da bu hale gelmişti? Az önceki düşünceler aklından silinmişti. Tekrar hatırlamak içini huzurla doldurmak istiyordu. Ama yapamadı. Orada bulunan üzeri yosun tutmuş kaya parçasının üzerine oturdu ve ellerini başına götürdü. Martıların ve denizin sesi artık daha derinden geliyor duymakta zorlanıyordu. Rüzgar hala esiyor etrafındaki kuru otlar ve çalılıklardan hışırtılar yükseliyordu. Titreyen ellerine tekrar baktığında, işaret parmağındaki yara izini farketti. Yine hayallere daldı ve o çocuk; bu defa elinde bıçak, bir tahta parçasını yontmaya çalışıyordu. Tahtayı bazen dizine bastırıyor ,fakat dizinde geçenlerde top oynarken düşüp açtığı yaranın acısını hissediyordu. Dizini yaraladıktan sonra annesi durumuna çok üzülmüştü. Çocuk bunu farkettiğinde, ağlamayı kesmiş. Bir daha top oynamayacağına dair annesine söz vermişti. Şimdi kendisine tahtadan bir kılıç yapıyordu. Bu kılıçla daha güçlü olacaktı. Arkadaşları biraz ilerde oynuyordu. Onlara yetişmek için acele etmiş, tahtadan kayan bıçak işaret parmağında derin bir yara açmıştı. Birden ağlamaya başladı. Koşa koşa annesinin yanına gitti. Annesi çocuğun ellerini kan içinde görünce bir müddet şaşkınlıktan dona kaldı. Ama kendisine gelmesi uzun sürmedi .Çocuğun ellerini önce temizledi, sonra parmağını sardı. Çocuk halen ağlıyordu. Başını annesinin dizine yasladı Annesi onu teselli etmeye çalışıyor, ellerini çocuğun saçlarında gezdiriyordu. Çocuk bir süre daha hıçkırdıktan sonra annesinin dizlerinde uyuya kaldı.

Adamın kafasında bu hayaller sanki bir film şeridi gibi geçip gitti. Sadece bir çift göz kaldı; şefkatle bakan, sımsıcak bir çift göz... Bu annesiydi. Ne kadar çok severdi onu oysa... Şimdi burada olsa kendisine yol gösterebilirdi. Ama yoktu işte!... Olduğu yerden kalktı ve yürümeye başladı.Patikanın bu kısmı,taşlı,engebeli ve aşağıya doğru eğimliydi.Rüzgarın sesi yine işitiliyor, martıların ve denizin sesi artık duyulmuyordu. Başını kaldırdı ,ileriye doğru baktı. Adımları, hayalleri, soruları, düşünceleri ve ilerde gördüğü uzun,geniş, düz yolun şaşkınlığı içerisinde hızlandı. Artık rüzgarın yanında ayak seslerini de duyuyordu. Bu yol belki de kurtuluşum olacak diye düşündü .Öyleya buraya gökten inmemişti.Mutlaka bu yolu takip edip gelmişti.Yola indiğinde nasıl geldiğini hatırlayıp yolunu bulabilirdi. Aşağıya inerken arkadaşlarının hayallerini görüyor, bazen de konuşmalarını hatırlıyordu .Siyah önlükler içerisinde elleri arkadaşının omuzlarında arkadaşının eli kendi omuzunda çarpım tablosunu ezberliyorlardı. Daha sonra lacivert takımlar içerisinde okulun bahçesinde arkadaşıyla gizliden sigara içiyorlar, öksürerek sigarayı yere atıyorlar arkadaşı babasının paketinden aldığını ama babasının iştahla ve keyifle içtiği kadar güzel olmadığını söylüyordu. Birden elini cebine attı. Elleri sigara ve kibrite ilişti. Sigarasını ürkekçe yaktı. Sanki yine o günkü gibi öksürecekti. Bir nefes çekti ve tekrar hayallere daldı. Şimdi sakalları yeni terlemiş, kravatları elinde, ilk gençlik çağında biri vardı karşısında. Hayatın ne kadar zor olduğundan bahsediyorlardı. Şu matematik olmasa aslında dersler de kolaydı. Evet hayat zordu, hem o kızda bakmıyordu arkadaşına. Acaba dünya bu kadar mıydı? Yaşadıkları bu küçük kasabayla mı sınırlıydı?

Böyle yarım yamalak hayallerle ilerlerken o yola yaklaştığını farketti. Birden bir papatya dikkatini çekti .Kenarları beyaz, ortası sarı... Sanki kendisine gülümseyerek bakan biriydi bu, fakat bu hayal pek uzun sürmedi. Şuuru tekrar yerine gelmişti. Bir müddet anlamsız bakışlarla etrafını süzdükten sonra, gördüğü yüzün kime ait olduğunu düşünürken kendisini yeniden başka bir hayal dünyasında buluverdi. Şimdi yabancı bir şehirde bir kampüste ilerliyordu. Fakültenin kapısından ürkek ,korkak, biraz da heyecanlı bir şekilde içeri girdi. Bu hayale daldıktan sonra sanki bir el yüreğini sıkmaya başladı. Görmek istemiyor ama hayalden kendisini çekip alamıyorduda. Birden güneş siyah bulutların arasından çıktı. Gözleri kamaştı. Ve yine fakültedeydi. Sınıf kapısından içeri girdi, bir sıraya oturdu. Etrafını donuk bakışlarla şöyle bir süzdü. Sanki bütün gözleri üzerinde hissetti. Yabancı bir ülke gibiydi burası. Küçük kasabasından ve evinden ayrılması onu biraz buruk bırakmıştı. Sonra bütün bunları unutturan bir yüz belirdi karşısında. Bu yüz ne kadar da papatyayı andırıyordu. Altın sarısı saçlar ve bir ay kadar beyaz bir ten... Az önce, güneşin çıkmasıyla gözlerinin kamaşması gibi kamaştı gözleri. Sonra gece onunla beraberler, uzakta bıraktığı herşeyin yerini o tamamlamış içi huzurla dolu beraber yürüyorlar ve kaçamak gözlerle hiç konuşmadan birbirlerine bakıyorlardı. Hayalinde bu kadar mutlu olmasına rağmen içinin daha da sıkıldığını farketti. Birden hayaller kayboldu. Sadece anımsayamadığı bir yüz gelip ona bir şeyler söylüyordu. Güneş çıkmıştı ve rüzgar aynı şekilde esiyordu. Ama şimdiye kadar hiç üşüdüğünü hissetmemişti. Titremeye başladı... Kulaklarında bir takım cümleler yankılanıyordu.

-Dostum...Her zaman yanındayım...Neyim varsa senindir,dostluk paylaşmak değil mi?
Az önce yürüdüğü kişiye aitti bu sözler. Dudaklar kımıldamıyor, fakat sesler dolduruyordu beynini. Farklı kişiler görmeye başladı. Ona göre bu insanların gözlerinde kötülük sızıyordu.
-O seni aldatıyor... O seni aldatıyor...
Ne yaptıysa, bu cümlelerin kafasında yankılanmasına engel olamıyordu. Sonra yeniden o sulüeti gördü. Az önceki sözler korkunçtu daha fazla titremeye başladı. Titreyen ellerini sulüete doğru uzattı. Sulüet giittikçe çirkinleşmeye, çürümeye başladı. O güzellik, o muhteşemlik yok oluverdi. Ve yine aynı sözler;
-O seni aldatıyor... O seni aldatıyor...
Bu sözler ona acıveriyordu. Ama gerçek olması daha da acı... Başında müthiş, bir ağrı hissetti .Artık herşey berraklaşıyordu. Gelmek istediği yolun başına da gelmişti. Bundan sonra hayalleri yerli yerine oturdu, ve herşeyi hatırladı. Rüzgarın sesi kesilmişti, yalnızca nefesinin sesini duyuyordu. Birden herşey etrafında dönmeye başladı. Boğazı kurudu. Güneş halen pırıl pırıldı. Ama etrafı kararmaya başladı. Geriye dönüp geldiği patikaya baktı. Uzaktaki martıları, kayalıkları köpük köpük döven denizi düşündü. Ve bundan sonra herşey silindi. İndiği yamaca baktı. Artık o bir yokuştu. Hızla yokuşu tırmanmaya başladı. Taşlara takılıyor, tıpkı çocukluğundaki gibi düşüyor, çalılıklara takılıyor, eli, yüzü çiziliyor ama bunları hissetmiyordu. Sadece hızlanan nefes alış-verişini duyuyor. Nefesinin sesi kulaklarında uğulduyordu. Papatyanın ve su birikintisinin yanından hızla geçti. Dik yamaca iyice yaklaştı. Süratini kesmek yerine daha bir hızlanıyordu. Sanki bu yolun sonu onun için bir kurtuluş olacaktı. Sonra kendisini uçurumdan aşağı bırakıverdi. Şimdi herşey o dik uçurumun, başladığı çizginin arkasında kalmıştı. Boşluktayken ayağı yere bastığından daha mutluydu. Büzüşmüş olan dudakları yeniden gerildi. Sanki başı annesinin dizlerindeydi. Sonra bir su perdesi... Ve başka bir aleme geçti. Gözleri donuk ve açıktı. Elleri titremiyor ve yüzü huzurla gülümsüyordu.

Yazan: Celal Özel
E-posta: celalozel@mynet.com

 
Sayac :1255 // Son Güncellenme : 2020-02-27

Toplam Online Ziyaretçi : 8