Keşke…

Mehmet İstanbul’da yaşamakta olan işsiz bir delikanlıydı. Lise mezunu olmasına rağmen hiçbir yerde iş bulamamış, üniversiteyi kazanmasına karşın kayıt yaptırmamıştı. Sonradan kafasını duvarlara çok vurmuştu ama ne çare fırsat elden kaçmıştı bir kere… Bir gün Mehmet gazete okurken Sağlık Bakanlığı’nın personel açığını kapatmak amacıyla sınavlı personel alacağını öğrenmişti. Bu haberi okuyan Mehmet sevinçle sınava katılmak için ilgili yerlere başvurdu. Bir ay sonra Mehmet’e posta yoluyla sınava nerde gireceğini ve kaçta gireceğini bildiren bir zarf gelmişti. Mehmet mektubu alınca biraz tedirgin olmuştu. Çünkü liseden mezun olduğundan beri hiç sınava girmemişti. Bilgileri tozlanmıştı… Bu nedenle bir an önce çalışmaya girişti. İki ay boyu sıkı bir çalışmadan sonra sınav vakti geldi çattı.,
Mehmet sınav günü kâğıtta yazılı olan adrese giderek hangi sınıfta sınava gireceğini buldu, sınavın başlamasına da az bir zaman kala ön sıralardan birine yerleşti.Kendi kendine ‘’ Bu sınavı kazanmalıyım.. Bu sınavı kazanmalıyım..’’ diyordu.Bir süre kendini bu şekilde motive ettikten sonra sınav zilinin çalmasıyla birlikte sınava başladı.

Yaklaşık iki saat içinde kitapçıktaki tüm soruları çözmüş, cevapları foruma kodlamıştı. Sınavı bittiğinde kitapçığını sınav gözetmenine teslim ederek sınıftan ayrıldı. Dışarı çıktığında bir sürü insan görmüştü Mehmet. Bu insanlar içeride sınav olan kişilerin yakınları olmalıydı. "Ne güzel herkesin bir yakını var!" diye söylenerek içi buruk bir şekilde sınav yerinin avlusundan ayrılarak eve gitmek üzere yola koyuldu. Artık yapılacak tek şey vardı beklemek.

Bir ay sonra sınav sonuçları açıklandı. Sınav sonuç belgesi eline alan Mehmet bir an önce mektubu açmak için uğraşıyordu. Mektubu açınca "Kazandınız!" yazısını gören Mehmet sevinçten adeta deliye dönmüştü. Uzun zamandır olumsuzluklar yaşadıktan sonra en iyi haber bu olmalıydı Mehmet için. Artık kötü günler geride kalmıştı. En azından Mehmet öyle umuyordu.

Gerekli yerle başvurdu ve kaydını yaptırdı. Mehmet ambulans şoförü olacaktı. Bu görevi ilk duyduğunda biraz ürktü. Çünkü bu görev çok riskli bir işti. Mehmet’in zamanla yarışması gerekecekti. Yapacağı en ufak zaman gecikmesi hastanın hayatına sebep olabilirdi ama Mehmet bu konuda elinden geleni yapacağına inanıyordu.

Göreve başlamadan önce bir süre Mehmet ve ambulans şoförlüğünü kazanan kişiler eğitime tabi tutuldular. Bu eğitim süresi içindeki sınavları da başarıyla geçen Mehmet 1986 yılının Eylül ayında donanımlı bir şoför olmaya hak kazandı.

Gelen ihbarlara elinden geldiği kadar hızlı ulaşmaya çalışıyor, insanlara sarsmadan hastaneye ulaştırmada bir vesile oluyordu adeta.

Artık bir işi olduğuna göre bir de eş lazımdı Mehmet’e. Kendine ömür boyu yoldaşlık edebilecek bir eş… Eşin, dostun yardımıyla bulunan biriyle evlendirildi Mehmet. Eşini seçme özgürlüğü olmasa da hayatı boyunca hep sevmişti karısını. Bu evlilik senelerce sürüp gitti. Daha sonra bu evlilikten bir çocukları oldu. Artık Mehmet’in tek istediği ailesiyle birlikte huzurlu bir yaşam sürmekti.

Günlerden bir gün evinde kalp krizi geçirmekte olan bir adamın ihbarını alan Mehmet ve arkadaşları hemen olay yerine vardılar. Yaşlı adamı bir an önce sedyeye bindirip hastaneye yetiştirmeye çalıştılar. Hastaneye varınca hastayı doktorlara teslim ederek aracının yanına döndü Mehmet..

Bu olayın üzerinden bir hafta sonra Mehmet’in hastaneye yetiştirdiği kalp krizi geçiren yaşlı adam Mehmet’i bularak "Hayatımı kurtardınız, hastaneye biraz daha geç getirilseydim ölebilirdim. Size minnettarım" dedi ve şükranlarını sundu. Bu olay karşısında Mehmet biraz gururlanmış biraz da mütevazı davranışlarda bulunarak yaşlı adama: "Size bir yararım dokunduğu için çok mutluyum" dedi. Bu konuşmalardan sonra yaşlı adam Mehmet’i hastanenin kafeteryasına davet ederek bir çay ikram etti. Kafeteryada oturan Mehmet ve yaşlı adam sohbet ettikçe kanlarının birbirlerine kaynadığının farkındaydılar. Adam ile Mehmet sanki kırk yıllık dost gibiydiler. Hava kararmaya başlayınca yaşlı adam Mehmet’in kendisini ambulansla eve götürmesini rica etti. Bu ricayı kıramayan Mehmet yaşlı adamı evine götürdü. Yaşlı adam Mehmet’e evinin yolunu tarif etti. Mehmet adamın tarif ettiği yere vardığında adamı araçtan indirdi ve geri dönmek üzere aracına binecekti. Tam bu sırada yaşlı adam Mehmet’e bir miktar para vermek istedi. Bu teklifi kabul etmeyen Mehmet bir süre direndi. Fakat adamın ısrarlarına dayanamayan Mehmet parayı almak zorunda kaldı.

Hastaneye geri dönerken bu parayla çocuğuna oyuncak bisiklet almayı hayal etmişti. Neşeyle eve dönerken yolun kenarında kanlar içinde yatmakta olan bir ufak çocuk ilişti gözüne. Çocuğun başına toplanan insanlar ambulansın geldiğini görünce sevinerek durması için işaret yaptılar. Fakat Mehmet "Şimdi durursam oyuncakçı kapanabilir" dedi ve hızlıca insanların yanından geçti. Hastaneye vardığında görev devir teslimini yaparak hemen bir oyuncakçıya gitmiş. Yaşlı adamın verdiği parayla çocuğunun çok istediği oyuncak bisikleti almış ve sevinçle evin yolunu tutmuştu.

O akşam keyfine diyecek bir şey yoktu.Hiç olmadığı kadar mutluydu bugün..Ama bu mutluluğu uzun sürmedi.Evindeki bahçenin kapısına vardığında evinin içine dolmuş ağlamakta olan bir sürü insan gördü.İlk başta anlam veremedi bu duruma.

İçeri girdiğinde salonun ortasında kendini yırtarcasına ağlayan karısını gördü ve ne olduğunu sordu.

Bugün gezmekte iken çocuklarının oynamak için dışarı çıktığını bu sırada kazara bir araba çarpması sonucu çocuklarının öldüğünü söyledi karısı..Bu sözlerden sonra yoldan geçen bir ambulansın durmadığını da söyleyince Mehmet beyninden vurulmuş döndü.. Birden olduğu yere yıkıldı..

Bir an "Keşke orda dursaydım!" ’diye içinden geçirdi. Ancak artık çok geçti. Seneler boyu bu vicdan azabıyla yaşadı ve bu vicdan azabı Mehmet’in ömründen ömür götürdü…

Yazan: Meriç Sunucu
E-posta: elvan_meric@hotmail.com

 
Sayac :1323 // Son Güncellenme : 2020-02-27

Toplam Online Ziyaretçi : 7