Vefa

kemal_okumus@mynet.com

Bastonun ele alındığı, göze nemin düştüğü vakit gelir çatar ki, bir söz yerleşir ağza; her söylenişin de ardından bir de derin bir “Of!” çektirir. Yaptığınla, ettiğinle, yetiştirdiğinle ve geride bıraktıklarınla övünmen gereken dönemde bir vakitler omzumdan düşmeyen elleri arayıp, “Nerede vefa?” diye hayıflanıp durursun.

İnsanoğlu bu; çiğ süt emmiştir ne de olsa. Bazen öyle bir döneklik yapar ki, tüm mahlukat durur da bu ana hayretler içersinde şahitlik eder. Dünya vücuda geldikten sonra, yaradılışımız için gereken toprağa vermemekte boşuna diretmemiş anlaşılan. Nankör insanoğlunun yapacaklarından daha o vakitler ürpermiş.

Vefa diye bir kelime türetmişiz türetmesine de, kullanmasını bilmediğimiz bu kelimeyi ne diye lugatımızda barındırıyoruz? Yaşlılara, gazilere, şehit yakınlarına, öyle veya böyle bize bir şekilde faydası dokunmuş olan insanlara saygıyı, otobüslerdeki uyarı levhalarına düştüğümüz notlarla hatırlamayı umuyoruz.

Herkesin ağa, efe olup, delikanlılık namına gözünü budaktan sakınmadığı bu günlerde iş saygıya, iş emek vermiş insana vefaya gelince hepimiz bir diğerimizden aciz oluruz. Belki de insanların soğuk yüzü hatırlatıyor bize bazı gerçekleri. Musalla taşına konmadan kimseyi yaptıklarıyla yad etmek gelmiyor aklımıza bir türlü. Tunç bir bedene, feri kaçmış bir gözdeki manasız bakışa savuruyoruz vakti geçmiş övgüleri.

Mezarlığa doğru ilerleyen cenazenin ardından, çiçekler savurup etrafındakilere yaptıklarını anlatmak hiçbir fayda sağlamaz. Biz ne kadar övsek de giden yolcuyu, ölüler teşekkür edemez.

 
Sayac :1455 // Son Güncellenme : 2020-02-27

Toplam Online Ziyaretçi : 8