Bir Selpakçının Tımarhanesi

Adı cahil değildi, Mahir'di.
> Daha aşısını yeni olmuştu ve kolunda acıyla geziyordu. O acıyan
kolundan
> tutup zorla vermişlerdi eline bir yığın selpağı.
> Halbuki onun eli de yüreği de temizdi.
> Ama artık her selpak satışında temizliğini satmış olacaktı. Kolundaki
aşı
> acısı yüreğine yürümüştü.
> Artık acı dolu ve kirlenmeye başlayan bir kalbe sahip olacaktı, o
yaşta,
> on iki yaşında.
> Onun yaşındaki bir çocuğun dünyayı toz pembe görmesi gerekmez miydi?
> Evet, öyle olmalıydı.
> Ama sokakta o kadar çok toz vardı ki pembe kamufle oluyordu...
> Beşinci sınıfa gidiyordu okuldan alınmadan önce. Dersleri çok iyiydi.
> Hatta sınıfında okumayı ilk söken çocuktu. Geleceğe dair büyük planları
> vardı. Daha o yaşta.
> Büyüyünce tımarhanede çalışacaktı...
> Ne annesinin ağzından düşerdi hakaretler, ne babasının ağzından ''sen
> tımarhaneliksin'' lafları. ''Yollayacağım seni tımarhaneye!'' Karı-koca
> devamlı kavga ederdi böyle ve Mahir'in babası onun gözlerinin önünde
> annesini kaç defa dövmüştü.
> Bir çocuğun psikolojisini nasıl etkilerdi bunlar? Bir keresinde
sormuştu
> babasına ''Tımarhane neresi?,'' diye.
> ''Anan gibilerin tıkıldığı yer'' yanıtını almıştı.
> Garipsiyordu etrafını. Kalbi pis insanlar değil de, niye temiz insanlar
> alıyordu bu selpağı? Pis pis bakanlar almıyordu.
> Çok garipsiyordu içinde bulunduğu dünyayı. Her sokak ayrı bir gezegendi
> onun için ve evrenin pisliğini çok iyi anlıyordu. Primi kuru ekmek olan ve
> iş yeri sokaklar olan bu selpak satıcısının hayatta hiç kârı yoktu.
> Kimin hatasıydı? Ailesinin mi? Belki...
> Eli yüzü kir pas içindeydi ve on iki yaşındaki bir çocuğun paslanması
> doğru değildi.
> Dün tam üç paket mendil sattı. Müşteri ilişkileri iyi değildi, ne
> yapsın... Ölmeden karanlığa gömülüyordu canlı canlı. Canı neler isterdi,
> okuluna devam etmek, her çocuk gibi onun da bir önlüğü olsun, yakasını
> annesi iliklesin ve ilikledikten sonra kafasını sevsin, saçlarını
> parmaklarının arasına alsın. Sonra kahvaltıya otursun, bir-iki lokmayı
zorla
> yesin, sırf annesi ''yemezsen kafan çalışmaz oğlum'' diyor diye...
> Yolda gördüğü selpak satan çocuğa bütün harçlığını versin isterdi o...
> Ama annesi...öleli bir sene olmuştu. Kanser hastalığına yakalanmış ve
bu
> hastalığa yenik düşmüştü.
> Böyleydi işte hayatı.
> Evine döndü bugün de. Bir adam on milyon vermişti ve karşılığında
selpak
> almamıştı ondan.
> Yine de bütün torbayı satmış ve bitirmişti. Denize satmıştı selpakları.
> Deniz çok pisti, bu yüzden haline acıyıp bedava vermişti bütün torbayı.
> Bugün resti çekme zamanıydı.
> Saat akşam on gibi eve geldi. Babası oğlunun suratından önce eline
baktı.
> Kanserden ölen annesi, ki kanser olduğunu ne kendi biliyordu, ne
başkası,
> oğlunu çok severdi. Okutmak ta hep istemişti ama o uyuz babası izin
> vermemişti, aklı yerine geldi, çalışma zamanıdır diye resti çekmişti.
Yapma,
> çocuk beşinci sınıfa gidiyor, bari ilkokulu bitirsin demişti annesi. Yok,
> kabul etmemişti.
> Şimdi resti çekme zamanı Mahir'deydi.
> ''Nerde para?,'' dedi.
> ''Yanımda değil baba. Bugün bir amca çok para verdi, ondan almadım
> yanıma''
> ''Salak!,'' diye bağırdı ve bir tokat attı çocuğa.''Ya çalmışlarsa
> parayı.''
> ''Çalamazlar baba!,'' dedi ve derken bir damla yaş aktı gözünden.
> Kafasını sol tarafa çevirdi gözlerini kısarak. Çocuğun kafasına yavaş
ile
> hızlı karışımı bir tokat vurdu.
> ''Götür nereye sakladıysan, Allah'ın salağı!,''
> Dışarı çıktılar. Yürüdüler biraz.
> Bir mezarlığa geldiler.
> Yürümeye devam ettiler. Sonunda isimsiz, başında incecik kuru bir tahta
> olan mezarın başında durdular.
> Annesinin mezarı...
> Çocuk eğildi ve mezarı tırnaklarıyla kazmaya başladı. Biraz kazdıktan
> sonra on milyonu buldu. Dağ oluşturmuş toprağı düzeltti on milyonu yere
> bırakıp. Ardından paranın üzerindeki toprağı temizledi.
> ''Al baba,'' diyerek yerden aldığı parayı babasına uzattı.
> Adam gururla ve büyük ihtimal akşam içeceği rakısının görüntüsünü
> düşünerek aldı parayı çocuğun elinden.
> Çocuk babasına anlamlı bir şekilde baktı. Gözlerindeki ışığı görmüştü.
> Babasını bu kadar sevindiren nedir anlayamıyordu, bu kadar önemli miydi
para
> yani?
> Boş verdi. Düşünmeye bile değmeyeceğini biliyordu, bunu bilecek kadar
> akıllıydı.
> Babasının gözlerine anlamlı şekilde bakmaya devam ediyordu sadece...
> ''Şimdi n'olur beni de yolla tımarhaneye baba,'' dedi.

Yazan: Burak Şahin
E-posta: kesikkboaz@hotmail.com

 
Sayac :1343 // Son Güncellenme : 2020-02-27

Toplam Online Ziyaretçi : 7