Dün, Bugün Ya da Yarın

Dün, bugün ya da yarın, çok mu farklı olacak diye düşündü adam. Elindeki silahı şakağına dayamış duruyor ve kendi karar verdiği ölümüne kendisi engel olmaya çabalıyordu.

Düşünüyordu adam: “Bugün değil de başka bir gün ölmem neyi değiştirir.” Cevap veremiyor, silahın ucunu başına iyice bastırıyor ve sonra yanlış yapmış bir çocuk gibi hızla geri çekiyordu. Korkuyordu adam: her şeyden ve herkesten değil, kendinden korkuyordu. Bir kez daha başarısızlık ölümden bile zordu onun için. Şimdi de eski başarısızlıklarıydı onu ölüme iten. Dünden kalma başarısızlıklarını bugün burada temizleyecek ve yarına temiz bir gelecek bırakacaktı. Bir daha okulunu bırakıp babasını üzmeyecek, bir daha evlendiği karısını aç sefil süründürmeyecek, bir daha asla kovulamayacaktı. Ölüm ne kadar şeyden kurtarıyordu insanı.

Düşünüyordu adam : “Bir daha başkalarının hayatını karartmadan yaşabilir miyim.” Gene cevap veremiyordu. Daha on yedi yaşındaydı babası öldüğünde. Bir trafik kazası geçirmişti babasından çaldığı arabayla. Ve o daha kendine gelmeden babasını gömmüşlerdi karanlıklara. Ölmüştü adam, oğlunun ölüm korkusuydu öldüren onu, tek çocuğunu kendinden önce öleceğinden korkuyor ve bile bile ölüme koşuyordu. Ya da Sevim: biricik karısının küçücük güzelliğini elleri arasında yok etmişti. Karısı şimdilerde bir deri bir kemik gidiyordu evlere temizliğe. Ve o bakarken karısından geri kalana, geçmişin derin sesiyle sarsılıyordu. “Ne güzel kızdı Sevim. Etine dolgun, kırmızı yanaklı güzel Sevim. Şimdilerde yok artık o kız. Ölmedi, ölümden beter yaşıyor karanlık odalı evinde.”

Düşündü adam son kez : “Ölmem iyi olur herkes için. Sevim zengin bir koca bulur: Hala güzel gözleri var, çocukluğumun bilyeleri gibi parlıyorlar. Onlar da solmadan ben ölmeliyim.”

Silahı bir kez daha şakağına dayadı adam, artık son kararını vermişti hayata dair. Ölüm işte bekliyordu onu. Kurtuluşu üçüncü sayfa bir kara haber de olsa iyi olacaktı sonunda. Tetiği çekti yavaş yavaş. Üçüncü sayfadaki yerini gördü bir an: gazetenin sol üstünde bir vesikalık resminin altında “Sefalet Canına Tak Etti!” başlığı duruyordu işte. Ve biraz kenarda bir deri bir kemik ağlayan karısı ve iki kızı.
“Birkaç gün sürer ağlaması karımın,” dedi. “Elbet bir zengin beğenir alır onu. Salavat getirmeye gerek yok, şeytana gidiyorum dosdoğru. Ya da karanlığın ortasına. Bilemem ölmeden.”

Son bir nefes aldı, gözlerinin önünde karısının eski gülen yüzü belirdi. Ne güzel de gülüyordu: kıvır kıvır saçlarını ne güzel sallıyordu. Ne de güzeldi Sevim. Ve o nasıl biriydi. Ölmeliydi, ölmeliydi, ölmeliydi!...
Öldü…

Cenazesi bir öğle vakti kaldırıldı. Karısı ne ağladı, ne güldü. Sadece geçmişini düşündü. Ve o gece çocuklarını alıp baba evine döndü.

Ertesi gün hiçbir üçüncü sayfa haberinde adamın intiharı yazmadı.

Yazan: Ozan YILDIRIM
E-posta: ozan88@hotmail.com

 
Sayac :1556 // Son Güncellenme : 2020-02-21

Toplam Online Ziyaretçi : 9